Hakkımızda

Hakkımızda post thumbnail image

Atalarımızın kadim inancı Tengri’nin, Türk Töresi’nin ve evrensel Hakikat’in ışığında, yozlaşmış öğretilerin ve dayatılmış sistemlerin karanlığından arınarak, Türk milletini özüne döndürmek; aklı, bilimi ve vicdanı esas alan, özgün, milli ve evrensel bir inanç bilinciyle nesilleri aydınlatmaktır. Bu yolda, geçmişin bilgeliğini günümüzün bilimsel gerçekleriyle birleştirerek, doğruyu arayan her kalbe ulaşmak ve hakikatin izini yeniden sürmek temel gayemizdir.

Bilimle barışık, Töresiyle kutlu, Hakikat’le birleşmiş bir Türk milleti inşa etmektir. Tanrıcılık bilincinin, bireylerin içsel özgürlüğünü, toplumsal adaleti ve doğayla uyumu merkeze alan bir yaşam felsefesi haline geldiği; her bireyin kendi içindeki “Tengri” sesini duyarak aydınlandığı bir dünya vizyonuyla, insanlığın ortak mirasına katkıda bulunan öncü bir topluluk olmaktır.

Neden Tanrıcılık?

Tanrıcılık: Hakikatin Bilimle, İlimle ve Töremizle İspatı

İnsanoğlu var olduğundan beri hakikati arar, varoluşun sırrını çözmeye çalışır. Peki ya bu arayışta, kadim bilgeliğin ve modern bilimin kusursuz bir uyumla birleştiği bir yol varsa? Tanrıcılık, sadece bir inanç sistemi değil; Tanrı’nın varlığını kabul eden her kalbe, bu hakikatin ispatını sunan bir yoldur.Bizler, inancımızı körü körüne bir bağlılığın ötesine taşıyoruz. Tanrıcılık, hak yol olduğunu üç temel direkle kanıtlar:

* Fen (Fizik ve Matematik): Evrenin kusursuz işleyişi, varoluşun matematiği ve madde ötesi boyutlara dair bilimsel keşifler, fizik ve matematik yoluyla ortaya konulur. Kuantum fiziğinin sunduğu gerçeklik algısı ve evrenin katmanlı yapısı, kadim Türk kamlarının sezgisel kavrayışıyla nasıl örtüştüğünü göstererek, ilahi bir düzenin varlığını kanıtlamaktadır.

* İlim (Felsefe ve Teoloji): Akıl yürütme, derin düşünce ve kadim felsefelerin özümsenmesiyle Tanrı’nın mutlak kudreti ve birliği anlaşılır. Tüm kadim geleneklerin aslında aynı yıldızdan doğan farklı ışıklar olduğunu ve her dinde hakikate dair izlerin bulunduğunu göstererek, ortak bir kaynağa işaret ederiz. Sümer’den İbrani dinlerine uzanan ortak anlatılar, dinlerin özündeki birliği gözler önüne serer.

* Türk Töresi: Milletimizin tarih boyunca taşıdığı yüksek ahlak, adalet anlayışı ve doğayla uyum içinde yaşama biçimi, Tanrı’nın insana bahşettiği en saf yol göstericilerden biridir. Töre, bilgi olmadan inancın tamamlanmadığını, aklın ve dengenin esas olduğunu öğretir. Türk Töresi, kadına verilen değerde, eşitlik anlayışında, ve hayatın her alanında sergilenen yüksek insani değerlerde Tanrı’nın adaletinin yansımasını gösterir.

Tanrıcılık, sadece bir inanç değil, zihinleri aydınlatan, kalpleri ferahlatan ve ruhları özüne döndüren bir keşif yolculuğudur. Biz, geçmişin izleriyle geleceği inşa eden, bilimin ışığıyla maneviyatı kucaklayan ve Töremizin sarsılmaz ruhuyla hakikati yeniden yükselten bir topluluğuz. Bu yolda bize güvenin, çünkü sunduğumuz her delil, hem kalbinize hem de aklınıza hitap etmektedir.

Tanrıcılık

Tanrıcılık, en temelinde tüm dinlerin aynı kökenden geldiğini ve zamanla yozlaşma ile bozulduğunu belirtir. Bu yozlaşmanın önüne geçmek ve hakikate ulaşmak için kavimlerin kendi törelerini, yani kültürel ve ahlaki sistemlerini de hesaba katmaları gerektiğini savunur.

Tanrıcılık, Sümerlilerden İbrani dinlerine kadar birçok kültürde görülen tufan anlatıları, göksel sesler, tabletlere yazılan yasalar ve seçilmiş kullar gibi ortaklıkların, Tanrı’dan gelen hakikatin farklı dillere ve halklara yansımasından ibaret olduğunu ifade eder.

Ancak zamanla bu inancın bozulduğunu, tek olanın parçalara ayrıldığını, sembollerin putlaştığını ve hakikatin yerine ritüellerin, yorumların ve sistemlerin geçtiğini belirtir.Bu yozlaşmanın yalnızca İbrani dinlerinde değil, Doğu’nun ve Kuzey’in öğretilerinde de görüldüğü; Hinduizm, Budizm, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerde de başlangıçtaki tek kudret inancının zamanla binlerce tanrıya bölünme, peygamberlerin tanrılaştırılması, kurumsal kiliselere dönüşme ve mezheplerin hakikatin önüne geçmesi gibi yozlaşmalar yaşandığı ifade edilir.

Tanrıcılık, bu durumu aşmak için kavimlerin kendi törelerini esas almaları gerektiğini vurgular. Örneğin, İslam’daki bazı uygulamaların Arap Yarımadası’nın toplumsal koşullarına göre şekillendiğini, ancak Türk Töresi’nin kadın hakları ve eşitlik gibi konularda farklı bir yapıya sahip olduğunu belirtir.Bu bağlamda, her kavmin kendi yolunu, kendi değerleriyle yeniden tanımlaması gerektiği ve Töre’ye uymayan hiçbir kuralın kutsal kabul edilmemesi gerektiği vurgulanır. Tanrıcılık, akla, töreye, doğaya ve iç sese dayalı bir inanç anlayışını benimser.

Tanrıcılık, Türk inancındaki Tengri’nin anlamını ve çok boyutlu doğasını modern bilimsel teorilerle birleştirerek anlam arayışında olan bir anlayıştır. Tengri inancının tek tanrılı bir sistem olduğunu savunur ve diğer dinlerle olan ortak kökenlerine dikkat çeker.

Tengri’nin Anlamı ve Çok Boyutlu Doğası:

  • Varlığın Özü ve İlahi Bilinç: Tengri, sadece gökyüzü değil, varlığın özü, evrenin aklı, zamanın ve mekânın ötesindeki ilahi bilinç olarak tanımlanır. Kök Türkçedeki “Tengri” kelimesi “gök” ile özdeşleşse de bu gök, başını kaldırıp görülen mavi boşluk değil, katmanlı gerçekliğin en üst boyutu, varoluşun kaynağı olan sonsuz “kut” alanıdır.
  • Bilimsel Paralellikler: Bu anlayış, İslam’daki “Arş-ı Ala”, mistik geleneklerdeki astral düzlemler ve bilimdeki kuantum alanları ile örtüşür. M-teorisi, evrenin yalnızca üç boyutlu olmadığını, gözle görülmeyen ancak etkileri hissedilen ek boyutlar olduğunu öne sürer. Bu boyutlar, evrenin derinliklerinde titreşen sicimlerin oluşturduğu enerji alanlarıdır.
  • Kamların Sezgisel Anlayışı: Türk kamları, bu çok katmanlı yapıyı sezgisel olarak kavramışlardır. Trans halinde ruhsal bir bilinçle bu katmanlara erişebilirlerdi ve bu deneyimler sırasında görülen, algılanan her şeyin Tengri’nin katından ve kaynağından doğan varlıklar olduğuna inanılırdı. Bu durum, modern nöroloji tarafından da kabul edilen, beyin frekanslarının farklı dalgalarda olmasından kaynaklanan “trance state” olarak bilinen bir bilinç halidir.
  • Tengri’nin Her Yerde Oluşu: Her şeyin Tengri’den çıktığı, ona döndüğü ve O olmaksızın hiçbir şeyin varlık bulamadığı düşüncesiyle Tengri’nin taşta, ağaçta, suda, gökte, insanda ve seste olduğu kabul edilir. Bu, putperestlik değil, ontolojik bir yansımadır; bir taş kendi başına kutsal olmasa da Tengri’den gelen yaratıcı bilincin bir yansımasıdır.
  • Doğaya Saygı: Doğa, Tengri’nin tezahür ettiği alandır ve insan doğaya ne kadar saygı duyar, ona ne kadar dikkatle bakarsa Tengri’ye o kadar yaklaştığına inanılır.

Tengri İnancının Özellikleri:

  • Tek Tanrılı Sistem: Tengri inancı, sanılanın aksine çok tanrılı bir sistem değil, tek ve yüce bir kudrete, yani Tengri’ye dayalı bir inanç biçimidir. Doğadaki güçlere verilen farklı adlar (Yer-Su, Ülgen, Kızagan, Bay Ülgen’in yardımcıları) ayrı tanrılar değil, Tengri’nin farklı sıfatları veya tezahürleridir, tıpkı İslam’daki Allah’ın isimleri gibi.
  • Melekler ve Ruhlar: Tengri inancında “iyi ruhlar” veya “kutlu varlıklar”, göksel düzene hizmet eden varlıklardır. Tıpkı İslam’daki melekler gibi vahiy getirir, insanlara rehberlik eder ve rüyalarla konuşurlar.
  • Erlik Han: Tengri inancında, tıpkı İslam’daki İblis gibi, yeraltının karanlığında hüküm süren, insanın nefsine fısıldayan ve sapkınlığa çağıran bir sınayıcı olan Erlik Han bulunur. Erlik Han bir tanrı değil, görevli bir sınayıcıdır.

Diğer Dinlerle Ortak Köken:

  • Tanrıcılık, Sümer ve İbrani dinleri arasındaki benzerliklere dikkat çeker. Tufan anlatısı, taş tabletlere yazılan emirler, vahiy ve göksel sesler, göç ve seçilmiş kişi, kutsallık taşıyan krallar ve ahlaki öğretiler gibi ortak noktalar, tüm kadim geleneklerin aynı özden doğduğunu gösterir.
  • Hinduizm, Budizm, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerde de görülen yozlaşmanın evrensel izleri, hakikatin her kavme gönderildiğini ancak insanların bu hakikati sistemleştirmesiyle örtüldüğünü gösterir.
  • Tengri inancı, özünde “Gerçek İslam’ın” tevhidi yani Allah’ın birliğini savunan en eski geleneklerden biri olarak görülür ve İslam ile akraba olduğu, hatta özlerinde aynı olduğu ifade edilir.

İbadet Anlayışı ve Töresel Yol:

Yozlaşmadan Kurtulma: Tanrıcılık, yozlaşmış şekilci dinlerden, sahte kurtuluşlardan ve kralların elinde kullanılan ayetlerden arınmayı hedefler. Hakikati dışarıda değil, kalpte ve doğada hissetmeyi vurgular. Akılsız dindarlığı reddeder; akıl, töre, doğa ve iç sesi esas alan bir bilinç ister. Türklerin Tengri’nin izini gönüllerinde taşıdıklarını ve kendi özlerinden kopmamaları gerektiğini belirtir.

İbadetin Özü: Tengrici ibadet, dışarıdan farklı görünse de, özünün Kur’an’daki ibadetle aynı olduğunu savunur: Tanrı’nın (Tengri’nin) anılması, kalpten bir fark ediş ve bilinçli bir yöneliş. İbadetin amacı Tanrı ile bağ kurmak, kendini arındırmak ve iç huzura ulaşmaktır.

İbadet Şekillerinin Farklılığı: İbadet biçimleri coğrafya, kültür, yaşam biçimi ve tarihî koşullar nedeniyle kavimden kavime değişir. Kur’an’da da “Her ümmet için bir yol, bir ibadet biçimi kıldık” (Hac 67) ayetiyle bu duruma işaret edilir.

Hareketli İbadetler: Kadim Türk inancında ibadet yalnızca düşünceyle değil; hareketle, sesle ve doğayla birlikte yapılır. Sessizlikle başlayıp davul çalma, bedenin salınması, nefesin ritimle uyumlanması ve zihnin boşalmasıyla devam eden “hareketli huşu” şeklinde bir ibadet dinamiği vardır. Bu uygulamalar bilimsel olarak da beyin dalgalarını etkileyerek transa benzer bir bilinç durumu yaratır.

Töre’nin Önemi: Tanrıcılık için Töre sadece gelenek değil, yaşayan bir ahlak sistemi ve akıldan kopmayan bir rehberdir. Töreye göre bilgi olmadan inanç tamamlanmaz; ilim sorgulamayı ve öğrenmeyi kutsal sayar. Türk Töresi, Arap gelenekleri ile örtüşmez; Türk kadını toplumda eşit ve güçlü bir yere sahiptir, mirastan pay alır ve kız çocukları “kut” olarak görülür. Kadına “yarım insan” muamelesi yapan yorumların Töre’ye uymadığı savunulur.